sar başa tekrar yaralarla mücadele etmek yıpratsa da şaşırtmıyor aslında. hayatın akışında, o tanıdık sızılarla her karşılaştığında, her ne kadar üzülsen de içten içe biliyorsun aslında geçeceğini. hatta biraz mazoşist bir yerden yaklaşırsak aslında geçeceğini bilmenin getirdiği bi neşe de var altta gizlenen. biliyosun işte bi zaman sonra onun yine üstesinden geleceksin, yöntemlerini de biliyosun, sürecin nasıl ilerleyeceğini de. biraz kalbim kırılır, biraz üzülürüm, biraz midem ağrır diyosun mesela. ama o kadar işte. zaman her şeyin üstesinden gelicek biliyosun. belki de o yüzden o yaralar kapandığında zamana değil de kendine teşekkür ediyorsun. ne kadar da güçlüsün. yine üstesinden geldin.
---
düşünüyorum da işte o bilindik yaraları da seviyorsun, kontrol edebildiğinden. öngörebildiğinden. her şey sonunda senin kontrol freakliğine nasıl da bağlı melocum.
şaşırtmıyorsun işte.
---
ama yeni bir yara açıldığında, bu defa zamana çok da güvenemiyorsun. haliyle kendini güçlü hissetme ilüzyonu da işe yaramıyor. geçeceğine dair bi neşe de yok içinde. panikle ya bu sefer kontrol edemeyeceğim bir sızıysa bu diyorsun. tam olarak ne olduğunu da bilemediğinden işin zor. önce sorunu anla, ama şöyle iyice anla. yani 2 artı2 4 gibi değil de, bunlar hangi ikiler gibi. bu ikiler kimin ikileri? yoksa bunlar bir ve üç mü? ya da daha kötüsü 5 eksi 1 mi? belki de 4 ve sıfır. bilemiyosun işte. panik geliyor. panik güçlü. sen de haklı çıkma derdindesin. zaman gülüyor.
---
şu an kendime ait bir odam yok. bugün çarşambadan perşembeye döndü bile. uyuyamıyorum çünkü kendime ait bir odamın olmayışının asıl sorun olabileceğini, yani bunun bir üç ya da belki de dört sıfır olabileceğini idrak ettiğim bi andayım. ne kıymetli şeymiş kendine ait bir oda. alsam başımı gitsem derdim eskiden odamda tek başıma düşünürken. şimdi diyorum ki alsam başımı gitsem kendi odama. ama kendi odam yok. bunu aşamıyorum.
---
kendine ait bir oda isimli kitabı henüz okumadığım için çok pişmanım. belki de okumuş olsam, kaybedince değil de hali hazırda oradayken bilirdim kıymetini. belki de bilmezdim. insan kaybetmeden bazen kıymet bilemiyor. bi de sorsan evrendeki düşünebilen tek canlıyız. düşünebilen o canlı, bu hikayede o benim, nasıl oluyor da düşünemiyorum. hani ben zeki bi kadındım.
---
insan en çok da böyle bi zamanda özlüyor çocuk kendini. çocuk kendinin, kendi odasındaki hayatını. hayal dünyasını. ne güzeldi. 12 m2 bile yoktu belki oda. 9m2 olabilir. belki de vardı 12 bilmiyorum. yatağım vardı bana aitti. bana ait bi yatağım yok. oysa ki kendi paramla mı almıştım yatağımı? belki. hatırlamıyorum. çocukluğumu da pek hatırlamıyorum. kendimi yılmaz bi çabayla inandırdım mutlu bi çocukluğum olduğuna. mutlu muydun melocum. herhalde. yine tam hatırlamıyorum. çocuktum ama. onu hatırlıyorum. çocukluğumu özlüyorum. bence çocuk melisle iyi anlaşırdım. şimdi burada olsaydı mesela. kafa bi kızdım gibi hatırlıyorum. ama o zamanlar da kontrol etmek isterdim her şeyi. oyunları. çalan şarkıları. kardeşimi.
---
yazarsam rahatlarım gibi hissetmiştim, açıkçası bu kadar akıcı yazdığım için bile çok şaşkınım. ama rahatlamadım. hala olmayan odamı özlüyorum. eski odamı değil. hiç var olmayan o odamı. bu da bi garip. bilmiyorum. kendimle ne kadar da mutluydum bi zamanlar. o zamanlardaki melisle şu an çok iyi anlaşamazdık herhalde. belki de o yüzden keyif alamıyorum hayattan. kim bilir.
---
şimdi düşünüyorum. yazının başından beri olduğu gibi. görüyorsunuz düşünmelerim pek bi işe yaramıyor. yine de düşünüyorum. düşünebildiğim için değil. düşünmeden duramadığım için. bir şeylerin zahmetsizliğine duyduğum bi özlem var içimde. şimdilerde hiçbir şey zahmetsiz olmuyor. sevgiler bile. yetişkinlik sürekli bir çaba. anlama çabası. anlamlandırma çabası. oysa çocukken kolaydı. bilmiyorum. kolay mıydı? sanki. hatırlamıyorum.
---
bi salıncakta sallansam şimdi. ama çok hızlı. sanki tam tur atacakmışım gibi. hayatı kandırsam. rüzgarı hissetsem yüzümde. daha da hızlı sallansam. midem bulanmasa mesela. başım dönmese. sıra başkasına gelmese. ben sallansam. kaydıraktan kaysam popom yanmadan. attığım taş ürküttüğüm kuşa değiyor mu diye düşünmeden sürekli koştur koştur çıksam o kaydırağın merdivenlerinden. sonra 2 saniyede kaysam. çok keyifsiz bir kaydırak mesela dümdüz. o da olur. kaydıraktan beklentin yaşın büyüdükçe azalıyor ilginç. sonra eve dönsem. evde annem yemek yapmış olsa. kendi odama gitsem sonra.
---
mesela çok param olsa da bi yayın evi açsam. yazdıklarımı isimsiz yayınlasam. ah muhsin ünlü gibi. ah melocum. mahlas bulmak lazımdı. bulunurdu. insan çok parayla mutlu olamaz belki ama mahlas bulur. o kitabı da bastırır. kimse almasa da bastırır yani ne olacak. imkan olsa yapabileceklerinin sınırsızlığı ve benim ömrü hayatım boyunca o imkanlara hiç erişemeyeceğim gerçeği beni iki yandan sıkıştırıyor. ve başka bir sürü düşünce de öyle. düşüncelerim arasında sıkışıp kalıyorum. düşüncelerimden kaçacağım bir odam -evet doğru bildiniz yok.
---
şey demek istiyorum yazıyı bitirirken. hayat yine de yaşamaya değer. ama desem de samimiyetsiz sanki. bilmiyorum. bu kadar düşünüp bu kadar bilmeyen de bi benim. çocukken babamla türk filmleri izlediğimiz bi pazar sabahına ışınlanmak istiyorum. keloğlan olabilir. hababam sınıfı da olur. aslında hepsi olur. hiç fark etmez. kötü görünen resimler yapıp, kendimle gurur duymak istiyorum çocukluğumdaki gibi. annemle babama gösterdiğimde beğendiklerine inanmak istiyorum. odamda duvarlarıma asmak istiyorum resimleri.
---
her şeye rağmen, bu odasız melis, ben, mutlu olmayı seçiyorum. iyi olmayı seçiyorum. iyilerin hep kaybettiğini bilsem de, ben kendimi iyi olmayı seçerken buluyorum. hayatı sevmeyi seçiyorum. belki hayat da beni seçer.
---
canım melis. seni çok seviyorum.
Yorumlar